3. Hafta: Nefes ve Hareket
Müzik yapmayı öğrenirken baş koyduğumuz yolculuk dışarıdan bakanlar için tamamen keyifli ve zorluklardan uzak bir güzergaha benzeyebilir. Ancak, işe kendimiz giriştiğimizde birçok sorumluluk ve ulaşmamız gereken hedefler ile karşı karşıya geliriz: sınavları geçmek, konseri başarıyla tamamlamak, daha iyi bir tekniğe sahip olmak, daha yüksek notlar almak; bunların hepsi değerlidir ama bazen bu hedefler, keyifli bir kır yürüyüşünden çok, çıkışı zor bulunan bir “labirent” gibi hissettirebilir. İşte tam bu noktada mindfulness bize neşe ve özgürlük kapıları açabilir.
Bazen hedeflerimize ulaşmayı çok isteriz ve onlara ulaşmak için sıkı bir çaba sarfederiz. Bir pasajı defalarca çalışırız ancak bazen bir türlü istediğimiz süratle, istediğimiz dinamikler ve vurgular ile çalmayı başaramayabiliriz, bir parçayı öğrenmekte zorlanabiliriz, Enstrümanımızda spesifik bir tekniği uygulamakta zorluk yaşayabiliriz. İstediğimiz sürede hedeflerimize ulaşamadığımızda kendimize kızmaya ve suçlamaya yatkın olabiliriz.
Bazen böyle durumlarda zor kullanarak; kendimizi perişan edecek süreler ve fiziksel eforlar sarfederek hedeflerimizi gerçekleştirmek yerine durup düşünmek ve yaklaşımımızı değiştirmek daha iyi bir yol olacaktır; mindfulness’ın bize tavsiyesi de bu şekildedir.
Belki de ünlü bir öyküyle bu durumu anlatmak daha uygun olacaktır: Yolculuklarından birinde bir gezgin, ilginç bir sahneye tanık olur. Genç bir çocuk, ailesine ait eşeğin sırtına sebzelerle dolu sepetler yüklemiştir. Çocuk ailesine ait olan bu sebzeleri satmak üzere pazara ulaştırmakla görevlendirilmiştir. Ancak eşek, o gün hiç de iş birliğine yanaşmaz, zaten genelde de eşekler uyumlulukları ile tanınan hayvanlar değildirler. Çocuk ipi çekiştirir, bağırır, hatta yolun ortasında durup tüm gücüyle asılır. Ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın eşek inatla kımıldamaz. Tam tersine, dört ayağını yere adeta çivilemiştir.
Bu manzara uzaktan komik gözüküyordu ama çocuğa göre bu durum sadece sinir bozucu olmaktan ibaretti. (Hikayedeki bu durum birçoğumuzun pratik sırasında kendimizi bulduğumuz hale benzer: bir pasajı defalarca dener, olmadıkça daha da bastırırız, parmaklarımız kasılır, ses bozulur, sabrımız tükenir. Çocuğun eşekle yaşadığı mücadele, işte tam olarak bu hâli sembolize eder.
Sonra çocuğun dedesi gelir. Durumu görür görmez tebessüm eder, çünkü bu sahneye daha önce defalarca şahit olmuştur. Torununa sakin bir sesle şunu söyler: “Onu çekiştirme. İpi gevşek bırak, yanına geç. Gideceğin yöne doğru bak ve biraz bekle. Kendi kendine gelecektir.”
Çocuk önce şaşırır ama denemeye karar verir. İpi gevşek bırakır, eşeğin yanında yürür pozisyonuna geçer, gözlerini ilerideki patikaya diker ve bekler. Birkaç saniye sessizlik olur. Sonra, mucize gibi, eşek adım atar. Önce ağır ağır, sonra keyifle yürümeye başlar. Çocuk kahkahalarla gülerek hayvanla birlikte yola koyulur.
Müzik öğrencileri olarak hepimiz zaman zaman “hedef avcısı” moduna geçiyoruz. Müzikten keyif almayı unutarak sadece kendi belirlediğimiz çerçevedeki başarıları kovalıyoruz. Bunun da heyecanı güzeldir ama fazla kaçınca müziğin kendisini unutuyoruz. Sürekli geleceğe dönük hedefler ve hayaller içinde şimdiki anı unutuyoruz. Oysa müziğin en tatlı anları, bir melodinin içindeki minicik bir güzellikte, bir nefeslik durakta gizlidir. Eğer sürekli bir sonraki hedefi kovalıyorsak, bu küçük mucizeleri gözden kaçırmaya mahkûm olacağımızın farkına varmalıyız.
Bedenin Erken Uyarı Sistemi
Zorladığımızda bedenimiz aslında hemen konuşmaya başlar. Omuzlar gerilir, parmaklar sertleşir, nefes hızlanır… Bunlar kötü haber değil aslında; bedenimiz sadece bizi uyarmaya çalışıyordur. Bahsedilen semptomlar aslında “Hey! Fazla bastırıyorsun, biraz yavaşla, kendine nefes ver” demek istiyor. Bu sinyalleri dinlemeyi öğrendiğimizde işler hemen değişir. Birkaç derin nefes ve biraz gevşemenin ardından beden yeniden bizimle uyum içinde çalışmaya başlar.
Mesela sahneye çıkarken kalbiniz hızla atıyor, elleriniz terliyor. Evet, bu kaygı olabilir ama aynı zamanda heyecandır da. Beden size “şu an önemli bir şey olacak” diyor. Bu enerjiyi bastırmaya çalışmak yerine, onu kabul edip müziğe yönlendirdiğinizde performansınız parlamaya başlar. Kısacası, heyecan, aslında dostumuz olabilir.
Stratejik Bekleme ve Sabır (ama keyifle!)
Sabır genelde sıkıcı bir kelime gibi gelir ama aslında çok neşeli bir tarafı vardır; çünkü sabır, baskıyı azaltır. Öğrenciler hızlıca sonucu görmek ister, “hemen olsun!” derler. Ama küçük adımların tadını çıkararak ilerlemek, her denemede ufak başarıları fark etmek, süreci çok daha eğlenceli kılar. Hatta bazen beklemek, en keyifli keşifleri getirir. Bir parçayı öğrenirken mola verdiğinizde, aklınız hiç fark etmeden çözüm üretir. Sonra yeniden denediğinizde “Aaa oldu!” sürprizi yaşarsınız.
Müzisyen İçin Çıkarımlar
- Sabır ve bekleme becerisi: Sonuca koşmak yerine sürecin tadını çıkarın. Kısa bir ara bazen uzun bir zaferin kapısını açar.
- Beden sinyallerini dinleme: Gerginlik, hızlanmış nefes veya çılgın düşünceler belirdiğinde, bunları uyarı zili değil, dostça bir hatırlatma olarak görün.
- Labirenti fark etmek: Kendinizi sürekli ödül kovalamacasında bulduğunuzda, fark edin ve gülümseyin. Çünkü fark ettiğiniz an zaten labirentin kapısını bulmuşsunuz demektir.
- Zorlama yerine esneklik: Bir parçayı farklı yöntemlerle çalışmak—tempoyu düşürmek, küçük bölümlere ayırmak, yeni bir renk aramak—hem oyunu daha eğlenceli hale getirir hem de sizi yaratıcı çözümlere taşır.
Hafta 3’ün en önemli armağanı şudur: Çalışma sürecini bir yarış değil, keyifli bir keşif yolculuğu olarak görebilmek. Kaygıyı düşman değil, heyecanı dost olarak tanımak. Bedenimizin küçük işaretlerini dinleyip, sabırla ve gülümseyerek ilerlemek. Böylece hem müzikle bağımız derinleşir hem de yolculuk çok daha neşeli hale gelir.
3. Haftanın Meditasyon Etkinlikleri
1- Enstrümanla Mindful Hareket Meditasyonu:
Bu meditasyon etkinliğini hafta içerisinde enstrüman pratiğinden önce en az iki kere tamamlayınız. Aşağıdaki ses kayıtlarından çaldığınız enstrümana uygun olanı seçerek, dinleyiniz ve yönergeleri uygulayınız.
Bu hafta, enstrümanını meditasyonunun bir parçası yap. Onu kenara koymak yerine, farkındalığa eşlik eden bir dost gibi karşıla.
- Önce her zamanki çalma pozisyonunu al. Enstrümanı nazikçe tut. Ağırlığını, dokusunu, bedenine nasıl yaslandığını hisset. Onu sanki ilk kez tanıyormuşsun gibi fark et.
- Dikkatini nefesine getir. Her nefes alış ve verişin seni şimdiki ana daha da yerleştirmesine izin ver. Çalışın nefese bağlıysa, havanın sessizce içinde toplanışını hisset. Ellerinle çalıyorsan, nefesin hareketlerine rehberlik etmesine izin ver.
- Çalmaya hazırlanır gibi yavaşça hareket et, ama hemen ses çıkarma. Yayını, penanı veya parmaklarını tellerin üzerinde beklet, parmaklarını tuşların üstünde tut ya da dudaklarını yerleştir. Bu küçük hareketlere, sanki müziğin kendisiymiş gibi özen göster.
- Şimdi enstrümanından tek bir sesin doğmasına izin ver. Onu zorlamadan açılmasına izin ver. Titreşimin bedeninden nasıl geçtiğini, çevrendeki boşluğu nasıl doldurduğunu ve sönse bile sende nasıl kaldığını fark et.
- Ardından gelen sessizlikte kal. Nota kadar dikkatini ona da ver. Bedeninin bu dinginlikte nasıl dinlendiğini ve sesin içinde bıraktığı yankıyı hisset.
- İstersen yeniden çal. Bu kez yeni sesin hem aynı hem de bambaşka olduğunu fark et. Her sese, sanki bugün çıkaracağın ilk ve son sesmiş gibi yaklaş.
- Hazır olduğunda enstrümanı yavaşça bırak. Onu bıraktığında bedenindeki değişimi hisset. Birkaç nefes sessizlikte kal ve ses ile dinginliğin sana kattığı farkındalığı yanında taşı.
Bu bir prova ya da performans değil. Bu sadece var olmanın bir yolu: sen, enstrümanın ve bu anın açılışı.
Farkındalıklı Çalgı Meditasyonu (Gitar)
Farkındalıklı Çalgı Meditasyonu (Piyano)
Farkındalıklı Çalgı Meditasyonu (Flüt)
Farkındalıklı Çalgı Meditasyonu (Keman)
2- Üç Dakikalık Nefes Alanı:
Bu hafta boyunca, aşağıda yer alan sesli rehberli meditasyon kaydını kullanarak “Üç Dakikalık Nefes Alanı Meditasyonu”nu günde bir kez, verilen yönergeler doğrultusunda uygulayınız.
Adım 1: Farkına Varma
- Dik ve kendine güvenli bir duruş al; oturuyor ya da ayakta olabilirsin. Rahatsız değilse gözlerini kapat.
- Dikkatini içsel deneyimine getir. Kendine sor: Şu anda deneyimim ne?
- Zihninden geçen düşünceleri fark et. Onları zihinsel olaylar olarak kabul et.
- Mevcut duygularını fark et, ister hoş ister hoş olmayan olsun. Onları değiştirmeye çalışmadan kabul et.
- Bedensel duyumlarına bak: hızlıca tarayarak gerginlik ya da kasılma alanlarını fark et. Onları değiştirmeye çalışmadan sadece oldukları gibi kabul et.
Adım 2: Dikkati Toplama ve Odaklama
- Dikkatini nazikçe nefese yönlendir.
- Dikkatini daraltarak nefesin karındaki bedensel duyumlarına odaklan.
- Nefes alırken karnın genişlemesini, verirken geri çekilmesini hisset.
- Her nefesi baştan sona takip et.
- Her nefes seni şimdiki ana demirler. Zihnin dağılırsa, dikkati nazikçe nefese geri getir.
Adım 3: Dikkati Genişletme
- Nefesten tüm bedene farkındalığını genişlet.
- Duruşunu, yüz ifadenin farkını ve bütün bedenin nefes alıp veriyor gibi hissini fark et.
- Rahatsızlık ya da gerginlik fark edersen, nefesin o duyumların içine ve çevresine hareket ettiğini hayal et. Onlarla savaşmadan, onları dostça karşıla.
- Artık dikkatini çekmiyorlarsa, bedeni bütünüyle, an be an fark ederek oturmaya geri dön.