5. Hafta: Zorlukları Keşfetmek
1. Temel Kavramlar
Bu haftanın odağında, zorlayıcı içsel deneyimlerle kurduğumuz ilişkiyi dönüştürmeye yönelik iki temel tutum yer alır: kabullenme ve izin verme / bırakma.
Kabullenme, olanı olduğu gibi fark etmek ve deneyime direnmeden alan açabilmektir. Bu tutum, teslimiyet ya da pasifçe bir kabul anlamına gelmez. Kabullenme, mevcut durumu net biçimde tanımayı anlatır bizlere. “Bu böyle olmamalı” mücadelesini sürdürmek yerine, “şu an böyle” diyebilmek, zihnin otomatik tepkilerini yumuşatır ve deneyimle daha esnek bir ilişki kurulmasını sağlar.
İzin verme / bırakma, düşünce ve duygularla savaşmadan ya da onlara tutunmadan, geçmelerine alan açabilme becerisidir. Zihin, alışkanlık gereği hoş olmayan deneyimleri itmeye, hoş olanlara tutunmaya eğilimlidir. Bırakma tutumu, bu otomatik bağlanma ve kaçınma döngülerinin fark edilmesini sağlar. Böylece kişi, düşüncelerini mutlak gerçekler olarak değil, gelip geçen zihinsel olaylar olarak gözlemleyebilir ve onlarla özdeşleşmeden kalabilmeyi deneyimler.
2. Neden Kabullenmeliyiz ve İzin Vermeliyiz?
Kabullenme ve izin verme tutumlarının geliştirilmesi üç temel nedenle önemlidir:
A – Zihnin otomatik tepkiler tarafından esir alınmasını azaltır.
İzin vermek, dikkatimizi daha kasıtlı bir biçimde kullanmamızı sağlar. Zihin, geçici duygu ve düşünceler tarafından sürüklenmek yerine, olan biteni fark eden bir konuma yerleşir. Bu, özellikle tekrar eden ve kısır döngü hâlindeki düşüncelerin etkisini fark edebilmek açısından önemlidir.
B – Deneyime açıklığı artırır ve otomatik düşünce zincirlerini kırar.
Zihnin doğal eğilimi, hoş olmayan deneyimleri istememek ve onlardan kaçınmaktır. Kabullenme ve izin verme, “istememek” hâlinden “deneyime açıklık” hâline geçişi destekler. Bu açıklık, düşünce–duygu–beden döngülerinin otomatik biçimde sürmesini kesintiye uğratabilir.
C – Duygularla birlikte kalabilme kapasitesini geliştirir.
Zorlayıcı duygu ve düşünceleri zorla değiştirmeye çalışmadığımızda, onların kendi başlarına gelip geçebildiğini gözlemleyebiliriz. Bu farkındalık, duygularla birlikte kalmanın mümkün olduğunu ve bunun çoğu zaman tahmin ettiğimizden daha güvenli olduğunu deneyimlememizi sağlar.
3. Kabullenme ve İzin Verme Tutumları Nasıl Gelişir?
Kabullenme ve izin verme, zihinsel bir karar ya da sadece irade gücüyle ulaşılan zihinsel hâller değildir. Bu tutumlar, doğrudan deneyimle ve farkındalık eğitimi sürecinde bu yetilerin aktif biçimde çalışmasıyla geliştirilmelidir. Beşinci haftada dikkatimizi özellikle meditasyon sırasında karşılaştığımız zorlayıcı deneyimlerin zihin ve bedenimizde yol açtığı etkilere (fiziksel ve duygusal) yönlendirerek kabullenme ve izin verme tutumlarını geliştirmeyi amaçlarız. Buradaki temel yönelim, deneyimi değiştirmeye çalışmak değil; deneyime alan açmayı öğrenmektir.
Farkındalık eğitimi sürecinde, özellikle meditasyonlar sırasında ortaya çıkan her türlü zorluk – can sıkıntısı, huzursuzluk, tahammülsüzlük ya da isteksizlik – birer engel olarak değil, kabullenme ve izin vermeye dayanan yeni bir zihinsel yaklaşımı denemek için fırsatlar olarak ele alınır. Meditasyon etkinliklerinin doğal akışı içinde beliren bu zorlayıcı deneyimler, içsel deneyimle farklı bir şekilde ilişki kurmayı öğrenmek için bir “deneme tahtası” işlevi görür.
Eğer bu tür deneyimler kendiliğinden ortaya çıkmıyorsa, bu hafta katılımcılardan, yalnızca bu ilişki biçimini pratik edebilmek için, hafif düzeyde zorlayıcı bir durumu bilinçli olarak farkındalığın alanına getirmeleri istenebilir. Bu sürecin taşıdığı mesaj önemlidir: Amaç, zorluklardan kurtulmak değil; zorluklarla kurulan ilişkiyi fark etmektir.
4. Zorluklara Açılmak
Zorluklara açılmak, deneyimle kurulan bu yeni ilişkiyi somutlaştıran bir süreçtir ve iki temel adımdan oluşur:
A – Anlık deneyimde en baskın olanı fark etmek.
Bu bir düşünce, bir duygu ya da bedensel bir duyum olabilir. Amaç, ortaya çıkan şeyi analiz etmek ya da değiştirmek değil; yalnızca neyin şu anda en önde olduğunu fark etmektir.
B – Fark edilen deneyimin bedende neyi harekete geçirdiğini incelemek.
Bu aşamada bedensel duyumlara, merak ve yargısızlıkla yöneliriz. Gerginlik, sıkışma, ısı ya da uyuşukluk gibi tepkiler fark edilebilir. Bu noktada genellikle hoş olan deneyimlere tutunma ya da rahatsız edici olanları itme eğilimi ortaya çıkar. Bu eğilimlerin fark edilmesi, kabullenme becerisinin gelişmesi açısından merkezi bir öneme sahiptir.
Bu tema daha yoğu ve tedaviye yönelik gerçekleştirilen farkındalık bazlı müdahaleler kapsamında zorlukları keşfetme meditasyonu ile işlenmektedir. Ancak bu pratiği tamamlamak sizler için gerekli görülmemiştir. Bazı katılımcılar için zorlu deneyimlere doğrudan yönelmenin oldukça tetikleyici ve rahatsız edici olabileceği bilinmektedir. Bu nedenle, zorluklarla meditasyonu sadece merak edenlererin bir fikir sahibi olması için sitemize eklenmiş ancak kendisi eğitimin kapsamının dışında bırakılmıştır. Dolayısıyla bu etkinliğe bu sayfada da yer verilmemiştir, ancak bu meditasyonu merak edenler, rehberli meditasyonu sağ üstteki meditasyonlar sekmesinde bulabilirler. Eğer kendi rıza ve isteğinizle bu meditasyonu gerçekleştirmeye karar verirseniz ve Meditasyon esnasında egzersize artık tahammül edemeyeceğinizi hissederseniz, Meditasyonu yarıda bırakmanız ve geçmiş haftalardan farklı bir meditasyon uygulamayı seçmeniz tamamen uygundur ve bizim tavsiyemiz de bu yöndedir.
Zorluklarla baş etme meditasyonu yerine, önümüzdeki hafta boyunca geçmiş haftalarda denemiş olduğunuz Beden Taraması, Sesler ve Düşünceler veya Nefes ve Beden Meditasyonu uygulamalarından bir tanesini seçerek tamamlamanız uygundur (Sesler ve düşünceler Meditasyonu veya Nefes ve Beden alanı egzersizi benim şahsi tavsiyelerimdir). Bizim için önemli olan sizlerin hangi meditasyonu yaparsanız yapın meditasyon esnasında karşılaştığınız zorluklara bugün bahsettiğimiz kabullenme ve izin verme tutumlarını uygulayarak yaklaşmanızdır.
6. SONUÇ
Müzik öğrencilerini zorluklarla baş ederken sıklıkla başvurdukları başka bir yol kaçınmadır. Kaçınma çoğu zaman görünmezdir; çünkü kısa vadede bu yöntem gerçekten rahatlama sağlar. Zor bir pasajı prova etmek yerine parçadaki daha kolay bölümlere yönelmek veya daha kötü hisleri bastırmak için saatlerce sosyal medyada gezinmek. Ancak bu stratejiler sorunu çözmez; tam tersine, ertelenen her an zorluğun daha büyük bir gölge gibi büyümesine neden olur. Mindfulness yaklaşımı bu noktada bize nazik ama dönüştürücü bir davet sunar: Zorluktan kaçmak yerine, onunla küçük adımlarla temas kurmak. Bir pasajı çalışırken yükselen gerginliği fark etmek, kaygının bedende yarattığı hisleri gözlemlemek ve ardından bilinçli olarak pasajı parçalara bölmek hem kaygıyı hem de kaçınma eğilimini yumuşatır. Bu tavır, hataları ya da eksikleri bir tehdit değil, öğrenmenin doğal bir parçası olarak görmemize yardımcı olur. Böylece zorluklardan uzaklaşmak yerine, onlarla birlikte yol katetmeyi öğreniriz.
Bu seansın temel amacı, katılımcıların zorluklardan kurtulmasını sağlamak değildir. Amaç, zorluklarla nasıl ilişki kurduklarını fark etmelerine alan açmaktır. Kabullenme ve izin verme yoluyla, deneyimi değiştirmeye çalışmak yerine, olup bitene yer açmayı ve doğal farkındalığa yeniden yaslanmayı öğreniriz. Amaç daha iyi hissetmek değil, olan biteni daha açık ve dürüst bir farkındalıkla görebilmektir. Can sıkıntısı, tahammülsüzlük ya da huzursuzluk gibi deneyimler bu bağlamda birer problem değil; üzerinde çalışılabilecek değerli deneyimlerdir. Zorluklarla bu şekilde ilişki kurabilmek, yalnızca bu program süresince değil, günlük yaşamda da daha esnek ve şefkatli bir duruşun gelişmesine katkı sağlama potansiyelini barındırır.