6. Hafta: Şimdiyi Yaşamak
Farkındalık Eğitiminin İlk Altı Haftasının Özeti
Farkındalık eğitiminin ilk üç haftasında bedenimiz, nefesimiz ve hareketlerimiz gibi bedensel öğelere öncelik vermiştik. Bu süreçte bedenimizi ve bedenimizin verdiği tepkileri daha yakından tanıma fırsatı bulmuş, böylece anlık deneyimimize alan açan bir tutum geliştirmeyi öğrenmiştik.
Belki de bu dönemin en önemli kazanımlarından biri, dikkatimizi fark etmeye başlamamızdı. Dikkatimizin dağıldığını fark ettiğimiz anlarda, kendimizi eleştirmeden ya da yargılamadan yeniden meditasyonun objesine dönmeyi denemiştik. Bu beceriye “meta-farkındalık” adını vermiştik. İlk üç haftanın sonunda, odaklanmanın ve anlık deneyimde kalmanın neden önemli olduğunu tartışmış; dikkatimizi neye ve nasıl verdiğimizin yalnızca öğrenme ve akademik başarıyı değil, aynı zamanda yaşam doyumu ve mutluluk duygularını da doğrudan etkilediğini konuşmuştuk.
Dördüncü haftadan itibaren ise odağımızı düşüncelere çevirmiştik. Öncelikle düşüncelerin her zaman kontrolümüz altında olmadığını; çoğu zaman kendiliğinden ortaya çıkıp yine kendiliğinden kaybolduklarını fark etmiştik. Bu aşamada, bazılarımız için düşüncelerle birlikte durmanın ne kadar zorlayıcı olabildiği de görünür hale gelmişti.
Aynı hafta, zihnin bizi nasıl yanıltabildiğini ele almış; geçmiş yaşantılarımızın düşüncelerimizi, inançlarımızı ve önyargılarımızı nasıl şekillendirdiğinden bahsetmiştik. Bu inanç ve önyargıların, karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkileri nasıl etkileyebileceğini tartışmıştık. Son olarak, düşüncelerin her zaman hayatın nesnel gerçekliğini yansıtmadığını fark etmenin önemini vurgulamış ve düşünceleri “zihinsel süreçler” olarak görebilme becerisine “somutlaştırmama” adını vermiştik.
Beşinci haftada ise yüzümüzü zorluklara çevirmiş; kabullenme ve oluruna bırakma tutumlarının hayatımızdaki önemini ele almıştık. Bu tutumlar sayesinde, zorluklar karşısında bile odağımızı koruyabileceğimizi, anlık deneyimimizden kopmadan var olabileceğimizi ve duygusal dayanıklılığımızı artırabileceğimizi konuşmuştuk. Ayrıca, bu tutumların meditasyon pratikleri sırasında nasıl uygulanabileceğini birlikte tartışmıştık.
Bu hafta ise, zihnimizin bize oynadığı bir başka oyuna (ya da zihinsel tuzağa) odaklanarak, farkındalık eğitiminin düşüncelerle ilgili bölümüne son bir nokta koyacağız.
Aşırı Genel Bellek ve Tekrar Eden Düşünce Kalıpları
Müzisyenler olarak hepimiz zaman zaman hatalar yapar, zor dönemlerden geçer ya da istediğimiz performansı sergileyemeyiz. Çoğu zaman bu tür deneyimler kısa sürede geride kalabilir. Ancak zihin bazen farklı bir yol izler: Tek bir olumsuz deneyimi alır, büyütür ve genelleyerek kalıcı bir yargıya dönüştürür.
Örneğin, bir öğrenci prova sırasında yanlış bir nota çaldığında zihni hemen şu tür düşünceler üretebilir: “Ben bu tür pasajlarda hep hata yapıyorum” ya da “Bu asla düzelmeyecek.” Küçük ve belirli bir olayın genellenerek kişinin kendisi hakkında katı inançlara dönüşmesine “aşırı genel bellek” adı verilir.
Bu zihinsel tuzak yalnızca olayları değil, onlara eşlik eden duyguları da dondurur. Öğrenci artık sadece hatayı değil, o hatayla birlikte ortaya çıkan utanç ve kaygı duygularını da sürekli hatırlar. Bu durum, sanki her zaman böyleymiş gibi bir his yaratarak umutsuzluğu besler. Geçmişte yaşanan birkaç hatadan yola çıkarak, kişinin kendisini “başarısız” biri olarak tanımlamasına ve bunun asla değişmeyeceğine inanmasına yol açabilir.
Zihin bu noktada aynı düşünceleri tekrar tekrar üreterek bir kısır döngü yaratır. Bu döngü, geçmişe takılı kalmayı; suçluluk ve pişmanlık duygularını canlı tutmayı beraberinde getirir. Aynı zamanda “ya yine hata yaparsam” gibi geleceğe yönelik düşüncelerle kaygıyı artırır. Sonuçta öğrenci ne şimdiki anda çaldığı müzikten keyif alabilir ne de öğrenme sürecini özgürce yaşayabilir.
Süregelen Düşünce Kalıplarını Farkındalık İle Karşılamak
Şimdi farkındalık eğitiminde şu ana kadar öğrendiğimiz ve çalıştığımız egzersizlerle ve edinmekten bahsettiğimiz tutumları kullanarak tekrar eden düşünce zincirleri ve aşırı genel bellek ile nasıl mücadele edilebileceğinden bahsedelim. Öncelikle, bu olgularla mücadele ederken önemli olan, düşünceleri değiştirmek değil; onlarla kurulan ilişkiyi dönüştürmektir. Böylece kişi, zihinsel alışkanlıkların otomatik akışına kapılmadan, deneyimini daha geniş bir perspektiften gözlemleyebilme becerisi geliştirebilir.
Üç dakikalık nefes alanı uygulaması, zihnin geçmişte yaşanan hatalara ya da geleceğe dair kaygılara kapıldığı anlarda bilinçli bir duraklama yaratır. Öğrenci, nefesin bedendeki doğal akışına yönelirken, zihnin kendi kendine ürettiği düşünceleri fark eder. Bu sırada amaç, düşünceleri susturmak ya da değiştirmek değil; onların var olmasına izin verirken dikkati nazikçe nefese geri getirmektir. Bu tutum, kabul etme ve izin vermenin somut bir pratiği haline gelir.
Sesler ve düşünceler uygulamasında ise öğrenci hem çevreden gelen sesleri hem de zihninde beliren düşünceleri fark eder. Düşüncelerle mücadele etmek yerine, onların ortaya çıkmasına ve kaybolmasına alan açar. Bu deneyim, geçmişten ya da gelecekten gelen yargıların “benim gerçeğim” gibi hissedilmesini yumuşatır; düşünceler, yalnızca fark edilen zihinsel olaylar olarak deneyimlenmeye başlar. Bu bırakma tutumunun bir örneğidir
Enstrüman meditasyonu pratiği ise farkındalık yaklaşımını müzik yapma anının içine taşır. Parmakların tellerle ya da tuşlarla temasını, nefesin enstrümanla kurduğu ilişkiyi ve bedendeki ince hareketleri fark etmek, müzisyeni değerlendirme ve beklentilerden uzaklaştırır. Hata yapma düşünceleri ortaya çıksa bile, onlara direnmeden ya da kapılmadan çalmaya devam edebilmek, oluruna bırakma tutumunun bedensel ve işitsel bir ifadesi haline gelir. Böylece müzisyen, performans kaygısının ötesinde, müziğin kendisiyle doğrudan ve canlı bir temas kurar.
6. Haftanın Meditasyon Etkinlikleri
Arkadaş Olma Meditasyonu
Hafta içerisinde en az iki kere tekrar ediniz.
Üç Dakikalık nefes Alanı
Günlük Olarak tekrar ediniz.
Arkadaş Olma Meditasyonu:
Birkaç dakikanızı yalnız, rahat ve uyanık kalabileceğiniz sessiz ve rahat bir yere yerleşmek için ayırın. Nefesinize odaklanın ve kendinizi rahat hissetmenize dek birkaç dakika boyunca dikkatinizi bedeninizin bütününe verin.
Zihniniz dağıldığında, nereye gittiğine dikkat edin ve artık bir seçeneğiniz olduğunu unutmayın: Ya dikkatinizi odaklanmak istediğiniz şeye götüreceksiniz ya da derininizde sıkıntı veya endişe hissettiğiniz yere bırakacaksınız. Kendinizi hazır hissettiğinizde, aşağıdaki ifadelerden bazılarını –ya da hepsini– hatırlayın, dilerseniz sözcükleri kendinize göre değiştirin ki sizinle bir bağ kursunlar ve sizin için kendinize karşı göstereceğiniz derin arkadaşlık hissine açılan kapı olsunlar.
Acı hissetmekten uzak olayım.
Benim için mümkün olabilecek ölçüde mutlu ve sağlıklı olayım.
Yaşamım rahat ve huzurlu olsun.
Şimdi, acele etmeden ifadelerin her birini derin bir kuyuya bir çakıl taşı gibi attığınızı hayal edin. Bu ifadeleri teker teker kuyuya atıyorsunuz, sonra da döngünüzde duygularınızda, bedensel duyumlarınızda ya da eyleme geçme dürtünüzde meydana gelebilecek olan tepkileri dinliyorsunuz. Ortaya çıkan hiçbir şeyi yargılamanıza gerek yok. Bunların hepsi doğal.
Kendinize karşı bir arkadaşlık hissi sergilemekte zorlanıyorsanız, zihninize geçmişte ya da şimdiki zamanda sizi kayıtsız şartsız sevmiş olan bir kişiyi (bu bir evcil hayvan bile olabilir) getirin. Bu kişinin size olan sevgisini açıkça hissedebiliyorsanız, o sevgiyi kendinize yöneltip yöneltemeyeceğinize bakın: Acı hissetmekten uzak olayım. Mutlu ve sağlıklı olayım. Yaşamım rahat ve huzurlu olsun.
Bir sonraki adıma geçmeden önce, bu adımda dilediğiniz kadar kalın.
Bir noktada, zihninize sevdiğiniz bir kişiyi getirin ve ona aynı şekilde iyilik dilerde bulunun (ona tekil ya da çoğul kişi gibi hitap edebilirsiniz): Acı hissetmekten uzak olsunlar. Mutlu ve sağlıklı olsunlar. Yaşamları rahat ve huzurlu olsun.
Bir kez daha, bu kişiyi ya da kişileri zihninizde ve kalbinizde tutarken ve iyilikler dilerken, zihninizde ve bedeninizde ortaya çıkanlara dikkat edin. Acele etmeyin. İfadeler arasında duraksayın ve dikkatle dinleyin. Nefes alıp verin.
Devam etmeye hazır olduğunuzda, bir yabancıyı düşünün. Sokakta, otobüste veya trende her zaman gördüğünüz ama adını bilmediğiniz ve ona karşı nötr hissettiğiniz bir kişi olabilir. Bu kişiyi tanımadığınız halde, onun da sizin gibi umutlarla ve korkularla dolu bir hayatı olabileceğini düşünün. O da sizin gibi mutlu olmak istiyordur. Böylece, bu kişiyi kalbinizde ve zihninizde tutarak aynı ifadeleri tekrarlayın ve ona iyilikler dileyin.
Şimdi, bu meditasyonu biraz daha uzatmak isterseniz, size hep zorluk yarattığını düşündüğünüz (geçmişte ya da şimdiki zamanda) bir kişiyi düşünün. Bunun hayatınızda size en büyük zorlukları yaratmış olan kişi olması gerekmez ama kimi seçerseniz seçin, onu bilerek ve isteyerek kalbinizde ve zihninizde tutun, onun da mutlu ve acıdan yoksun olmak isteyebileceğini (istemiş olduğunu) kabul edin. İfadeleri tekrarlayın: Bu kişi acı hissetmekten uzak olsun. Onun için mümkün olabildiği ölçüde, mutlu ve sağlıklı olsun. Yaşamı rahat ve huzurlu olsun. Duraksayın. Dinleyin. Bedendeki hisleri fark edin. Bu hisleri onları sürüklenmeden ya da kendinizi yargılamadan keşfetmenin mümkün olup olmadığına bakın.
Kendinizi ne yapacağınızı bilemez durumda bulursanız ve bu yoğun hisler veya düşünceler karşısında geri çekilmek istediğinizi hissederseniz, her an bedendeki nefese geri dönüp kendinizi şimdiki ana sabitleyebileceğinizi ve kendinize nezaket gösterebileceğinizi unutmayın.
Son olarak, sevgi dolu nezaketi sevdiklerinize, yabancılara ve zor olduğunu düşündüğünüz kişilerin tümüne yöneltin. Buradaki amaç, gezegendeki tüm canlılara sevgi ve arkadaşlık sunmak ve o canlılara sizin de dahil olduğunuzu unutmamaktır! Bütün canlılar acı hissetmekten kurtulsun. Bütün canlılar onlar için mümkün olabildiği ölçüde mutlu ve sağlıklı olsun. Hepimizin yaşamı rahat ve huzurlu olsun.